Superman

Çok eleştirilen dünya yıldızımız Q7 ile başlayalım. Çok iyi açıklar seyrettim bu forma altında. Yaşı 40’ın üstündekiler ucundan 45 üstü taraftarlarımız net hatırlayacaklardır.

Bülent Bilirgen

Ali Kemal ve Necdet ikilisini. Trabzon kökenli bu iki açık oyuncumuz zamanının en etkili kanat oyuncuları idi. Kıçları yere yakın, 10 metrede çok çabuk, top teknikleri yüksek ve iyi orta yaparlardı. Hatta Ali Kemal’in kornerden gol atmışlığı bile vardır. 70’lerin 80’lerin futbolu da 4-3-3 modeli ile oynanıyordu. Tabi ki saha içi dizilişler ve görevler farklı olsa da sayısal ifade bu idi. İki tane hızlı açık bir tane de kafacı santrafor yakaladın mı işlem tamamdı. Ama açıkların çizgiyi bırakıp içeri hareketlenmeleri düşünülmezdi bile.(Sanki birisine benziyor!) Tarihteki örneklerle devam edersek, Beşiktaş takımı bu açık oyuncu kültürünü daha sonraları Sinan ve Metin’e devretti. İkisi de o pozisyon için yetenekli ve farklı özellikleri olan başarılı gençlerdi. Ama çağ değişiyordu ve o bölgede oynayan sporcunun sadece önündeki bekten kurtulup ezbere orta kesme devri kapanmaya yüz tutmuş idi. İşte gelişmeye açık olanla olmayan, psikolojisini olumlu tutanla tutmayan arasındaki fark devam eden kariyerlerinde belirleyici oldu Sinan ve Metin’in. Biri çizgiye yapışıp kalmayıp içeriye kayarak oynamayı yani daha beceri isteyen merkez forvet özelliklerini geliştirmeyi tercih ederken öbürü olduğu yerde kalıp yemek yemeye devam etti. Biri kolej takımının parçası olmayı seçerken diğeri vukuatların, disiplinsizliğin parçası oldu. Biri Sarı Fırtına lakabını alırken diğeri disiplinsizliği ile ihanet etmekle meşguldü yeteneklerine ki sonunda Gordon Milne’nin gazabına uğrayıp Anadolu’nun yolunu tutu. İşte tam buradan hareketle örneklemelere başka bir ülkeden devam edelim..2000 ‘li yılların başında Portekiz genç milli takımlarında iki genç açık oynuyordu. Tahmin edersiniz biri Q7 diğeri CR7. İlk transferlerini hemen hemen aynı dönemde birinin M.United’e bir diğerinin Barcelona’ya yaptığını düşünürsek hangisinin önde olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil sanırım. İşte bundan sonrası bilindik hikaye. Biri evrilirken bir diğeri devriliyordu kapasiteleri ölçüsünde. Biri Ferguson’nun elinde işin ameleliğinden başlayarak müteahhitliğe kadar çıkarken bir diğeri Frank Rijkaard la takışarak başladığı kariyerinde ustabaşı olarak kalıyordu. Şahsen Quaresma’yı beğenenler tarafındayım. İyi ki de öteki gibi olmamış da biz bu adama forma giydirebilmişiz düşüncesini taşıyorum. Bu ikinci Beşiktaş döneminde de ilkine göre çok daha olgun ve takım için oynadığını inkar edemeyiz. Bu yetenekte bir oyuncu Türkiye standartlarının çok üstünde bunu da kabul edelim. Hatta bu sezonun ilk yarısında o olmasa ne halde olunacağını (özelikle ŞL’de) aklı başında taraftar çok net biliyor. Fakat şunu da bilmeliyiz ki bu arkadaşımızın teknik olarak skora katkı açısından Ali Kemal/Necdet’e benzeyen stili, psikolojik olarak da Sinan kadar olamasa da onun benzeri takım bütünlüğüne uymayacak tavırları aralıklar ile devam edecektir..Dün akşam ki mücadelede içeriye koşmayıp skor bulamaması yada çıkarken eldivenlerini Şenol hocanın önünde yere fırlatması (hatta ilk yarıda salladığı ve boşa giden bir tekmeyi de atlamayalım) futbol anlayışı ve psikolojisi açısından yukarıda belirttiğim tarihteki örneklere paralel olan ve bundan sonra da zor değişecek sahnelerdi . Ama bunun tersine sorumluluk aldığında neler yaptığı , takımın en önemli silahının hala kendisi olduğu gerçeğini de kimse değiştiremez. Günün sonunda, sözleşme uzatması gündemde olan Ricardo Quaresma’nın ilerideki kariyeri için, Beşiktaş teknik heyeti ve yönetimi takımın ihtiyaçlarının karşılanması konusunda Q7’den ne alabileceğini iyice düşündükten sonra sözleşme süresi ve ödenecek miktarı belirleyecektir diye tahmin ediyorum..Ama benim kişisel görüşüm madem 1 sene uzatma opsiyonumuz var bu sene sonunu da bekleyip acele etmeden bir karar vermekten yana.

Dün akşam Adriano, Atiba, Marcelo ve Fabri ‘yi ayrı bir yere koymak gerekir. Müthiş bir sol bek performansı izledik. Önünde oynayan oyuncu bu senenin en formda kanat forvetlerinden.Tempolu , bıkmadan usanmadan deneyen,arayan bir tip. Ama tecrübeli Brezilyalı defans hattının diğer elemanları ile o kadar uyumlu oynadı ki; bir ara ofsayt komasına soktu Umar Aminu’yu. Atiba’nın ve Marcelo’nun bu performansları bizi çok sağlam bir takım hüviyetine sokuyor. Ama dezavantajı ise diğer arkadaşlarının onların sırtına binmesi oluyor zaman zaman. Özellikle ikinci yarının ilk 15 dakikası tüm yük bu ikiliye bindi ve takım gittikçe geri çekildi. Unutmayalım ki, çok iyi 2 orta saha oyuncusundan mahrum bir Osmanlı yerine başka bir takım olsa idi 65’e kadar golü bulur ve sonrasında başka bir maç oynanırdı. Dün akşamın değinmediğim Süperlerinden son olarak Fabri kaldı. Aslında eski Supermanlerden kim kaldı da denebilir o 88’deki kurtarışı için. 2 puanı almıştır o hareket nokta net.

Kadrodaki yenilerden eski olanı Talisca ilginç bir oyuncu. İlk yarı performansında attığı muhteşem golün yanında topla haşır neşir olması bana acaba mı dedirtti ama aynı acabayı başka bir tonla ikinci yarı sonunda söyledim. Ve başladığım yere geri döndüm bu oyuncuda. Benim için hala zor maçlarda ikinci yarı , son 30 dakika hamle oyuncusudur. Ama bunun yanında kolay maçları kişisel yetenekleri ile çözmemizde çok faydalı olacaktır. Gelelim en yeniye. Babel beklediğimden tempolu ve geriye yardıma gelen bir profil çizdi. Öne oyunda takımla henüz aynı dili konuşmasa da bir iki pozisyonda üstün kalite örnekleri verdi ki önümüzdeki dönemde çok daha faydalı olacak. Oyuna girdikten sonra Kerim’in performansı da pozitif haneye yazılacaklardandı. Oyuna giren demişken Tolgay’a değinmemek olmaz herhalde. Bir tek ben mi hissediyorum bilmiyorum ama top bu arkadaşın ayağına gelince bana bir dinginlik çöküyor bir rahatlıyorum. Sanki hayat ağırlaşıyor , etraftaki tüm tehlikelerden uzaklaşıyorum. Değişik bir oyuncu ve çok da klas. Klas demişken, Oğuzhan zaman zaman iyi oynarken zemin çok bozdu oyununu. Cenk maçın genelinde vasat bir görüntü çizip, stoper Numan’nın stili karşısında ezilirken ilk yarıda ve ikinci yarıda gelen pozisyonları çerçevenin içine soktu. Özellikle sayılandaki vuruş tekniği neden golcü olduğunun bir göstergesi. Bu kadar dar alanda ayağını çevirerek ters tarafa o şiddette vuruş yapmak her babayiğidin harcı değil. Oyuncular için son kelamı da Tosic’e edelim. Cansiparane oyuna devam. Aman biraz paslara dikkat.

Bitirirken maçın hakemlerini unutmayalım. Çok önemli hatalar yaptılar. İlk yarıdaki verilmeyen golde ofsayt falan çalınmaz. Bakmayın 8 cm ofsayt laflarına falan, o bayrak sporun ruhuna aykırı. Son penaltı pozisyonu ise tam bir fiyasko. Ağlayan rakip yöneticilerinin hakem camiasında yaratmış olduğu Beşiktaş’a kolay penaltı çalınıyor safsatasına kurban gitmiş bir pozisyon oldu. Koca koca adamların her puan kaybından sonra televizyonlara çıkıp ama biz çok para harcıyoruz böyle hatalar yapılır mı ağıtları karşısında kişilik olarak hiç de güçlü olmayan hakem camiası ezilmiş durumdadır. Yönetimin bu maçta alına 3 puana bakmaksızın bu maçın hakemi ile ilgili eleştirilerini ve bize yapılan hataları ortaya koyması gerekmektedir. Tamam efendiyiz de enayi değiliz demenin zamanıdır...

Puan Durumu Detaylı Görüntüle

# Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 15 10 2 3 14 32
2 Medipol Başakşehir 15 9 3 3 9 30
3 Fenerbahçe 15 8 5 2 12 29
4 Beşiktaş 15 7 6 2 10 27
5 Kayserispor 15 7 6 2 6 27
6 Göztepe 15 8 3 4 5 27