İmparator ve Pollyanna

Ülkede olan her kötü şey artık kolayca kanıksanıyor. Oluyor ve geçiyor.

Bülent Bilirgen

Sonra da hatırlanmıyor bile. Futbol dünyasında da durum farklı değil. Daha 3 ay önce Avrupa Şampiyonası'nda yaşadığımız rezilliği unuttuk işte. Kimse İspanya’nın biraz bize ama çoğunlukla Arda’ya acıdığı için maçı 3 olunca bitirdiğini oysa o maçın rahatlıkla 7'ye 8'e gidebileceğini hatırlamıyor bile. Bugün de öyle, yarın yine lig telaşına gireceğiz ve dünkü milli rezaleti unutacağız. Ama esnaf ülkeyiz vesselam. Maçın ilk yarısında yenilen 2 golün ardından hemen hemen hepimiz Fatih Terim’in aldığı parayı önce Türk Lirasına (Türk Milli takım hocası Euro ile para alıyor. Pardon pardon Türkiye Futbol Direktörü) çevirip sonra aya sonra gün sayısına bölerek matematik bilgimizi tazeledik. Hatta öyle ki, maçı seyrettiğim mekanda nefes alma süresini ölçüp her nefes başına ne kazanıyoru bile hesaplayan vardı dün gece. Zenginin parası züğürtün akıllı telefon hesap makinesini yorarmış hesabı işte.

Tabi sadece para odaklı da değil Terim için yapılan eleştiriler. Neden santraforsuz çıktığımız, neden Yasin ile başladığımız ya da Topal neden stoper oynamışmış gibi aslında hepimiz gibi ortalama bir futbol izleyicisinin aklına gelen herşeyi söyledik birbirmize… Kabul edelim ki kötü bir jenerasyonumuz var. Fizik yetersizliğimiz tempomuzu çok etkiliyor. Tekniğimiz de doğal olarak ön plana çıkamıyor. Önde topu tutan, rakip savunmayı yoran, yıpratan santrafor eksikliğini hep hissediyoruz. Defansımızın göbeği bir türlü oturmadı. Mantalite hala ’’ kaos yarat oradan ekmek çıkar’’ üstüne ama 90’lı yılların sonu 2000’li yılların başındaki çok koşan rakibe sahayı dar eden bir durumumuz da yok. Hadi diyelim biraz baskı yaptığımız anlarda da rakipler artık kolay kurtulabiliyor oralardan. Yani bizim dışımızdaki kimsenin oynadığı ya da oynamaya çalıştığı oyun eskisi ile aynı değil. Nedeni gayet basit. Dünya futbolunu oluşturan ülkeler gelişimlerini değişim üstüne kurmuş durumdalar. Yeni, taze ve çağ ile paralel beyinler vasıtasıyla yapıyorlar tüm sıçramalarını. Biz ise sabitiz. Her şeyde ve her yerde olduğu gibi tek adam formatı var futbolda da. Haliyle yeni fikirlerin gelmesini eski adamdan bekliyoruz. Ve insanlar bu tek adamın karşısına geçtimi ağzını açıp bir kelam edemiyorlar. Öyle başına buyruk işler oluyor ki isyan etmemek elde değil. Bütün eleştirileri geçiyorum ve tuttuğum takımdan bağımsız olarak, sporcuların hangi kulüpte oynadığına bakmaksızın bir konuyu çok merak ediyorum mesela. O da Hocanın son 10 gündeki sol bek tercihi. Bu mevkii için 2 oyuncu çağırıldı. Biri Hasan Ali biri onun yedeği İsmail. İlk düşündüğü sakatlandı ve hoca bu sefer haklı olarak dışardan bir sol bek daha ekledi kadroya. Peki bu 180 dakikada kim oynadı? Caner’i 180 dakika oynatacaktın da kafadan aldığın 2 kişiden biri neden o değildi? Ya da İsmail’i 2 kişiden biri alırken üçüncü çağırdığın oyuncuyu neden oynattın? O da biliyor Caner’in Türkiye’nin açık ara en iyi sol beki olduğunu. Sadece erkeklik yapıyor ama bir yere kadar. Sıkışınca moda tabir ile ‘’R’’ Arda için de aynısı geçerli Emre Mor’a güvenmese ya da Hakan Çalhanoğlu olmasa ona da aynısını yapardı. Bakınız Ömer Toprak - Töre vakası...Töre biraz formdan düştü yerine Emre’yi buldu hoop Töre aut Toprak in. Yok neymiş Ömer’i çağırmamasının olaylar ile ilgisi yokmuş. Hadi daha ileri gideyim kendi kariyeri için açayım konuyu. Bugün Galatsaray takımı kötü gitmiş olsaydı tüm TV lerde, gazetelerde, sosyal medyada herkese posta koyan bir imparatorumuz olurdu. Aslında planı da buydu ama talihsizliği Riekerink’in talihli oluşuydu. İşte bütün bunları sadece ben değil herhalde futbol dünyamızdaki herkes konuşuyordur. Ama dediğim gibi herkes birisine değil birbirine . Kimse kendini kandırmasın. Yurdum insanı olarak aramızda fısıldaşmak doğrudan ilgili kişiye söylemekten tatlıdır. Günümüz koşulları, yani baskıya dayalı korku dünyamızda zaten kimseye birşey söyleyecek halimiz de kalmadı... EE böyle toplumun gazetecisinden çıkıp koskoca imparatora bu ne rezilliktir minvalinde bir soru sormasını kim bekler? Bir tek Pollyanna bekler, o da belki... Sorunun derinine inmek adına çıkalım daha yukarılara. Bütün yönetim yapılanmalarında icraatı yapanlar mutlaka işin ehli, konudan bağımsız kişilerce denetlenir ve de yönetilir. Peki, sen Futbol Federasyonu'nun gerçekten işinin ehli ya da özgür iradeli bir kurum olduğuna inanıyor musun? Federasyonun, futbolu bilen, bağımsız, kendisine bağlı çalışan kişiler üstünde yaptırımı ve etkileyici bir yönetimsel karizması olan kişilerden oluştuğunu mu düşünüyorsun? Cevabın evet ise o Pollyanna sensin.

Yine bu sitedeki ‘’Yok Artık Ali Sami’’ yazımda sayın imparatore ile ilgili fikirlerimi yazmıştım. Benim için futbol bilgisi çağın gerisinde, profesyonel insan ilişkileri tamamen ben odaklı ve yönetimsel anlayışı diktatoryaya yakın olan bir kişilik. Aslında bu kişisel özellikleri kendi özel hayatında kalırsa beni çok da bağlamıyor. Hatta kişi olarak ton ton bir yapısı bile olabilir. Muhabbeti de mutlaka iyidir. Esprili ve zeki olduğunu tahmin ediyorum. Ama bunlar da yine kendisne yakın kişilere kalsın. Vatandaş olarak beni yaptığı işin verimi karşılığı aldığı para, kurduğu takım, oynattığı futbol çok daha yakından ilgilendiriyor. Bordrolu vatandaşın vergisini maaş bankaya yatmadan havada kesen devletimizin kendisine verdiği paranın karşılığının alıp alamadığını sorgulaması kadar doğal bir tepki olmamalı ve bundan kimse korkmamalı. Ülke futbolunun gün geçtikçe eridiğini görmeyi ve üstüne üstlük bunun sadece bir tek kişinin hegamonyasına bağlı olarak meydana gelmesine tanık olmayı kimse hak etmiyor. Kısacası, bu vatandan karşılığı çokça alınmış eski başarılar üstüne kurulan imparatorluk artık çökme aşamasına gelmiştir.

Artık yeni birşeyler görmek istiyoruz. Daha doğrusu artık birşeyleri görmek istemiyoruz.

Bülent Bilirgen / HABER1903

Puan Durumu Detaylı Görüntüle

# Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 15 10 2 3 14 32
2 Medipol Başakşehir 15 9 3 3 9 30
3 Fenerbahçe 15 8 5 2 12 29
4 Beşiktaş 15 7 6 2 10 27
5 Kayserispor 15 7 6 2 6 27
6 Göztepe 15 8 3 4 5 27