3 kuruş

Sezon bitti ve başlayana kadar spordan ziyade magazin ağırlıklı geçiyor futbol dünyasında zaman.

Bülent Bilirgen

Sezon bitti ve başlayana kadar spordan ziyade magazin ağırlıklı geçiyor futbol dünyasında zaman. “O oraya gitti, bu şuraya geldi, o başkanının küfürlerinden yıldı” bu daha az para aldı vs. vs… Bu ve benzeri olaylar her transfer döneminde karşımıza çıkıyor ve 1 Eylül’e kadar sürüyor. Sonrasında nihayet herkes kadrosu ile baş başa kalıyor. Biz de günümüzde neler oluyor kısaca yorumlayalım;

En önemlisi sanırım Gökhan Gönül’ün Beşiktaş’a transferi. Geldiği kulüp arkasından çok attı tuttu, söylenmeyecek laflar etti ve büyük bir camiaya yakışmayacak kadar olayı kişiselleştirdi. “Onlara yakışmadı” demiyorum ama biraz da başkanlarının futbolculara ettiği küfür gamının genişliği ile ilgili olan söylentilere de bir açıklama bekliyordum kendilerinden. Hani ne bileyim, “sayın başkanımız halkın çocuğudur tabii ki küfür bilecek, yeri geldi mi de kullanacak, siz ne zannettiniz özel okulda okuyan sünepe bir tip mi olsaydı’’ babından bir açıklama fena olmazdı. Bir de futbol bloglarında tribün hayatının sadece kombine biletindeki yere oturmak olduğunu bilen yeni yetme taraftarlarının G.Gönül ile ilgili ucuz yazılarını da internet sitelerinden yayınlayabilirlerdi. Neyse biz gelelim işin teknik yönüne. Son iki seneye kadar benim için Avrupa’daki ilk 5 sağbekten biri idi Gönül. Kırılgan yapısı ve yaşadığı sakatlıklar onu biraz geriye atmakla beraber halen Türkiye standartlarının çok üstündedir ve dolu dolu 2 sene oynar en az. Gökhan ile ilgili kafamdaki tek soru işareti biz de oynayacağı sisteme adaptasyon süresi olacak. Eğer önünde Q7 oynar ise onun sık bindirmelerini göremeyebiliriz. Ama Olcay ya da Frei gibi çalışkan, gerektiğinde merkeze kayıp o kanadı boşa çıkartan bir anlayış bulur ise tutulmaz. (Bundan dolayı bu sene Q7’nin genellikle sol kanatta kullanılacağını düşünüyorum)
Sonraki olay ise Gökhan’ların Töre olanı ile ilgili. Peşinen söyleyeyim son iki sezonun son 6 aylarına baktığımızda bu gidişten mutlu olanlardanım. İnşallah İngiltere’de bizde yaşadığı bunalımları yaşamaz da seneye bonservisi alınır. Zaten önce kiralık alınma sebebi de bu icraatlarının kafalarda yarattığı soru işareti ile ilgili olsa gerek. Ucuza gitti söylemlerine katılmıyorum. Türk oyuncusu bir Türk takımında ise maalesef transfer piyasasında göreceli olarak daha düşük değer buluyor. Arda’nın da ortalığı kasıp kavurduğu zamanda bile Madrid’e 12’ye gittiğini hatırlatalım. Bu gidişin teknik olarak bizi çok da geri götürmeyeceğini hatta o pozisyon için alınan (forvet arkası da oynayabilir) Aras’ın çok da verimli olabileceğini düşünüyorum. Basit bir mantık ile çok iyi bir alt yapının ardından Rusya Ligi’nde iyi işler yaparak transfer yapmış bir futbolcudan bahsediyoruz ki Töre Beşiktaş’a geldiğinde dünyada resmi golü yoktu.

Bir diğer giden de İso oldu takımdan. Şahsen benim temposunu beğendiğim, teknik alt yapısı fena olmayan ama arada gerçekleşen beyin ölümleri yüzünden sık sık dalarak hatalar yapan ortalama bir oyuncu idi. Kadroda bulunması gerekir miydi? Bana göre alternatif olarak evet ama kendine göre hayırmış ki gitti. Daha iyisi gelirse “kesilirim, bari fazla para alayımı” seçti. Benim burada yanlış bulduğum konu başka. Birçok kişi “bu kulüp ona sakatken baktı, parasını verdi, o ise vefasızlık yaptı” diyor ki haklı olabilirler ama benim için daha önemlisi bu süreçte bir piyon gibi kullanılması oldu. Rakip camia yukarıda anlattığım çirkinliklerle uğurladığı en önemli oyuncularının intikamını böyle almak istedi, bu cahil arkadaşımız da buna alet oldu. Başta anlaştığın paranın üstünde istersen sana “bye bye” derler. Hee daha fazla para kazandı, helali hoş olsun ama saygınlık yitirdi haberi de olsun. “3 kuruşluk adama 5 kuruş verirsen kalan 2 kuruşa seni satar” derler. Teknik olarak sadece sarıların lacivertinde değil kırmızısında da ilk onbir oyuncusu olabilir belki ama Siyahın yanındaki Beyaz değilmiş onu öğrendik.

Gidenlerden (şimdilik) son olanı Sosa. 35 yılı aşkın süredir Beşiktaş’ı izlerim defans ve ofans özelliklerini böylesine dengeli barındıran bir orta saha oyuncusu izlemedim. Futbol aklı olarak çok büyük bir saygı uyandırmıştır bende ve geçen seneki şampiyonluğun en önemli aktörlerinden biridir. Oynadığımız tiki taka futbolunun bence olmazsa olmazıdır ve yerine bu kalite oyuncu bulabileceğimiz konusunda endişelerim var. İşin teknik yönü benim için böyle. Gelelim magazin boyutuna. Dün sosyal medyadan tüm dünyaya açıkladı gitmek isteme sebebini. Hanım da korkuyorsa söyleyecek bir şey de yok. Çoğumuz demiyor mu zaman zaman, “bu ülkede yaşanmaz” diye? Elin Arjantinlisi demiş çok mu? Buraya kadar tamam da, ee be birader böyle çarşaf çarşaf yazı ile mi açıklanır bu gidiş? Ne ispat etmeye ya da kime şirin görünmeye çalışıyorsun? Bırak Beşiktaş’ı, ekmek yediğin bu memlekete ayıp ediyorsun. Dünyaya resmen “burada savaş var, ben gidiyorum, aklınız varsa gelmezsiniz” diyorsun. Hatta buradaki yabancılara “siz de kaçın” diyorsun. Şimdi Gomez seni örnek gösterip gelmez ise ya da muhtemel bir transfer gelmekten vazgeçerse mutlu mu olacaksın? Bir de bunu söyleyen adam öyle İsveçli, Norveçli, İzlandalı falan değil. Dünyanın en çingene, en hırsız , en suç oranı yüksek olan topraklarından gelmekte. Belki Arjantin’de bu oran nispeten düşüktür de yanındaki ülkelerde kolundaki saati vermezsen kolunu alırlar, ünlü ve zengin biriysen mutlaka ailenden biri kaçırılır ve fidye istenir, kimi yerlerde gece dışarıda tek başına gezemezsin. Yani kısaca tam dinime küfreden Müslüman olsa durumudur. Gelinen nokta Sosa’ya hiç yakışmamıştır. Konuşursun aile içinde kalır, sonra hala ısrarlı isen bastırır gidersin. Neyse diğerleri gibi bu arkadaşa da emekleri için teşekkürler.

Son olarak takım… Evet kayıplar var. Daha da olabilir bana göre. Atiba sorunu bence henüz bitmedi. Oğuzhan’a sıra gelmedi, o muhtemelen krizi kışa bıraktı. Gomez belli değil. Kolarov, Kompany, Gustavo adı telaffuz edilenler ama hepsi zor çünkü FFP var. Yani “gelecek 3-4 senenin takımını kurduk” derken sil baştana doğru yol alıyoruz. Umarım yönetim doğru hareket eder ve önce Şenol hocanın sonra da camianın hevesini kıracak icraatlara imza atmaz. Kabul edelim ki Fikret Orman yönetiminin transfer başarı ortalaması ve verimliliği yüksek. Ama bu feda dönemlerinde bekleyerek rakiplerle çok savaşa girmeyerek, doğru kişileri aracı yaparak ve en büyük oranda transfer şansı ile oldu. Ama dönem değişti. Camianıza yıllardır “stadımız yok, biz öyle para harcayamayız, gelirimiz yok rakiplerimiz bizim üstümüzde” kalıplı cümleler kuruldu. Şimdi insanlar doğal olarak geçmişe nazaran daha aktif, masaya yumruğunu vuran ve büyüyen bir Beşiktaş bekliyor. Bu yönetimsel geçişi yapabilmek hiçbir alanda kolay olmuyor. Örnek vereyim, bazı Teknik Direktörler vardır, işi herkesten çok iyi bilir ama alt yapıda ya da orta seviye takımlarda çalışmak ister ve oralarda başarılı olur.Üst yapı ve yüksek bütçeler eline geldi mi ne yapacağını bilemez ve alıştığı ortamda gibi davranmaya devam eder. Sonuç hep hüsran olur ve o antrenör başladığı yere döner. Profesyonel hayatta da bu böyledir aslında. Bir şirketi kurtarmak, düzlüğe çıkarmak, bilançolarını artıya geçirmek bir yönetim tarzıdır ama piyasada rekabet edebilmek, esen sert rüzgarlara karşı durabilmek ve savaşta başarılı olmak başka bir şeydir. Her iki ortamda da başarılı olacak kişiyi/kişileri bulmak sayısal loto tutturmak gibi bir şanstır ve ihtiyaç olunan noktada değişim en doğru, verimli ve kolay olan yoldur. 2016-2017 sezonunun ilk yarısı bize piyangoyu tutturup tutturmadığımızı gösterecek.

Puan Durumu Detaylı Görüntüle

# Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 15 10 2 3 14 32
2 Medipol Başakşehir 15 9 3 3 9 30
3 Fenerbahçe 15 8 5 2 12 29
4 Beşiktaş 15 7 6 2 10 27
5 Kayserispor 15 7 6 2 6 27
6 Göztepe 15 8 3 4 5 27