İyi, kötü, çirkin

Sergio Leone'nin efsane kovboy filmini yazıya başlık yaptım. Orada altın peşinde 3 deli kovboyun mücadelesini anlatıyor. O kadar güzel bir senaryosu var ki sürekli hakimiyet ve güç dengelerinin yer değiştirmesi filmi zaten klasik yapıyor.

Zafer Algöz

İzleyenlere de henüz izlememiş olan dostlara da şiddetle tavsiye ederim. Şimdi gelelim bizim filmimize. Beşiktaşım'ın çıkışını geçici olarak sadece yoğun kar durdurabilmişti. 2 Türkiye Kupası maçı yaptık. İdeal 11 yerine farklı varyasyonlar denedik. Oynadığımız futbol tatmin etmedi. Lige dönüş öncesi son provamıza çıktık. ÇİRKİN olan tek şey Bucaspor taraftarının yaptığıydı sadece. Maç berabere giderken sahayı yangın yerine çevirmek nasıl bir kafa ve de nasıl bir komplekstir gerçekten anlamıyorum. Bunlar stada meşale sokmanın, yakmanın ve sahaya atmanın ne demek olduğunun şuurunda bile olmayan kara cahiller. 2 defa maç durdu. Birileri dışarıdan sahaya meşale taşıyor, koca statta görevliler ve güvenlik seyrediyor. Görüntülere bakıp bunları yakan ve sahaya atanları tek tek bulup birkaç yıl tribünden uzak tutamazsan zaten seyirci sayısı azalan futbolu memlekette tamamen bitirirsin. Cezalar koca tribünlere değil futbolu ÇİRKİN yapanlara bireysel uygulansın. Yoksa caydırıcılık ve inandırıcılık zavallı hale düşüyor.

KÖTÜ olan bölüme geçelim. Zemin tarladan biraz iyi ama çok KÖTÜ. Topla çabuk oynayan yüksek ritimli bir takımız. Cetvel gibi hiçbir yerden pas dümdüz gitmiyor. Rakip bazı pozisyonlarda KÖTÜ giriyor. Ozi, Töre, Sosa bu tekmelerden çok fazla yedi. Ama maçın hakemi o kadar KÖTÜ olunca sakat vermeden ve kırmızı görmeden kazandığımıza şükretmek mi lazım? FB Başkanı Aziz Yıldırım 'Artık maçlarda kaşar hakemlerden bıktık. Yenilere şans verilsin' diye buyurmuştu ya. Şimdi bu maçın hakemini hangi klasmanda değerlendireceğiz? Eski kaşar mı yoksa taze kaşar mı? Eskiyi tazeyi bilmem ama yetersiz ve KÖTÜ olduğunu bu maçta gördük. Böyle maçlar büyük takımlarda az bile olsa bir ciddiyet sorunu yaratıyor. Rakip ise doğal olarak aşırı motive oluyor. Nasıl olsa top bizde olduğu sürece sorun yok. Bir şekilde golü bulur kazanırız. Ama gol geciktikçe rakibin direnci artıyor. Oysa erkenden müthiş bir baskıyla maça başlayıp erkenden golleri atıp sonra rölantiye almak daha mantıklı değil mi? Eminim Şenol Hoca da benim gibi düşünüyordur. Ama işte futbolu futbolcular oynuyor. Önce maça kafa olarak hazır olmak lazım. O yüzden zorunlu kar tatilinden sonra özlediğimiz Beşiktaş'ı 60. dakikalardan sonra biraz görür gibi olduk. İlk yarı Olcay yakaladığı 2 pozisyondan birini atsa maç orada biterdi ama olmadı. Zaten KÖTÜ zeminde topla zor pas yapıyorsan yakaladığını atman lazım.

İYİ olanları sona bıraktım. İkinci yarıya devre arasında yenen sağlam fırçalardan sonra başladık. Şenol Hoca'nın kenardan oyunu nasıl izlediğini hatırlayın. Bana hak vereceksiniz. Özellikle FIRFIR KERİM sahanın her tarafında yıpratmaya ve kıvalamaya başladı. Beşiktaş'ı muhteşem ateşledi. Ama 2 pozisyonda pas yerine vurmayı seçti. Oralarda egoist olmasa futbolu gözümüze daha güzel gelecekti sağlık olsun. Kalecimiz TOLGA, İYİ'den de İYİ oynadı. Özellikle SOSA'nın tekmesine rağmen topu elinden kaçırmadı. O top ortada kalsaydı boş kaleye yuvarlayacak Bucalı hazır bekliyordu. Kalede rekabet olması İYİ'dir. Şimdi son 30 dakikada yavaş yavaş yükselttiğimiz tempomuzu unutmadan her gün üstüne koyarak lige tekrar dönme zamanı. Genel olarak ilk yarıda oynadığımız futbolu ısınma turları olarak kabul edip, maç eksiklerimizi ve puan cetvelini kafaya takmadan önümüze ve işimize bakmalıyız. SİYAAAAHHHH...

Zafer Algöz/HABER1903

Puan Durumu Detaylı Görüntüle

# Takımlar O G B M Av P
1 Beşiktaş 21 14 5 2 25 47
2 Medipol Başakşehir 21 12 7 2 21 43
3 Galatasaray 21 12 4 5 19 40
4 Fenerbahçe 21 10 7 4 20 37
5 Antalyaspor 21 10 5 6 2 35
6 Trabzonspor 21 9 4 8 -1 31